NEVRUZ BAYRAMI AKÜ’DE KUTLANDI

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü ile Edebiyat Kulübü ve İnşaat Mühendisliği Topluluğu tarafından “Tarih İçinde Türk Dili” konferansı gerçekleştirildi.

Atatürk Kongre Merkezinde gerçekleştirilen ve konuşmacı olarak Türk Dil Bilimcisi, Türkolog ve Yazar Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un yer aldığı etkinliğe AKÜ öğretim elemanları ve öğrencilerin yanı sıra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Denizli Pamukkale Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Uşak Üniversitesinden gelen öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

Konferansın selamlama konuşmasını gerçekleştiren Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cüneyt Akın, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’nun Türkoloji’nin aksakalı ve bilge hocası olduğunu belirterek kendisinin Nevruz kutlamalarına katılması ile Afyonkarahisar’da ikinci bir bayramın yaşanmasını sağladığını söyledi.

“Kullanılan dili herkes merak etmeli”

Selamlama konuşmasının ardından Türk Dil Bilimcisi, Türkolog ve Yazar Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un “Tarih İçinde Türk Dili” adlı konferansına geçildi. Bütün gün boyunca konuşulan ve insanların birbirleriyle anlaştığı dili herkesin merak etmesi gerektiğini söyleyen Ercilasun, “Bu dilin içindeyiz, bu dilin içinde doğuyoruz. Onun içinde, onunla büyüyoruz. O halde bu dilin tarihini ve özelliklerini de merak etmeliyiz. Birinci sınıfa geldiğiniz zaman hocalarınız dilin tarifini verir ve canlı bir varlık olarak belirtirler. Dil canlı bir varlıktır. Buradaki canlı ibaresi mecazi bir ifadedir. Elbette biyolojik canlılar gibi değil. Ama onlara çok benzeyen canlı bir varlıktır. Sesleri değişiyor, kelimelerin anlamları değişiyor, bazı kelimeler ölüyor, yeni kelimeler çıkıyor” diye konuştu.

“Dil canlı bir varlıktır”

Dilin canlı bir varlık olduğunu ifade eden Ercilasun, şunları kaydetti:

“Canlı bir varlık deyince tarih içinde değişerek, anlamlarını değiştirerek, yeni anlamlar kazanarak gelmiş kelimeler; sanki bu canlılık tarih içinde varmış da bugün yokmuş gibi bir izlenim oluşturuyor. Bugün de dilimiz canlıdır, bugün de değişmeye ve yeni kelimeler kazanmaya, bazı kelimeler yeni anlamlar kazanmaya devam etmektedir. Yani canlılık bugün de devam etmektedir. Sadece tarih içinde değil. 20 yıl evvel ‘bana bir konum at’ diyor muyduk? 20 yıl evvel telefonunuza bir konum gelecek siz de oraya gideceksiniz. 20 yıl evvel bunu söylemiyorduk. Dilimizde ‘konum atmak’ diye bir tabir yoktu. Cebin var mı diyorduk ama elbisenin cebini kastediyorduk. Bundan 30 yıl önce telefon için cep kelimesini kullanmıyorduk. Demek ki dil bugün de canlı bir şekilde devam ediyor. Yeni kelimeler kazanıyor, bazı kelimeler yeni anlamlar kazanıyor, bazı kelimeler de unutuluyor. Dilin argo denilen unsurları bazen 15-20 yıl yaşıyor. 20 yıl sonra bakıyorsunuz ölüyor. Bir zamanlar herhalde yerine ‘herıld yani’ diyorduk. Böyle Amerikan İngilizcesine benzeterek ‘herıld yani’ diyorduk. Bugün unutuldu.”

“Dil milletin bütün kültürünü taşır”

Dilin sadece bir iletişim aracı olarak tanımlamanın eksik olacağını söyleyen Ercilasun, konuşmasına şöyle devam etti:

“İnsanlar birbirleriyle anlaşsın diye kullanılan bir araç. Ama bu dili anlatmak için çok eksiktir. Sadece iletişim aracı dersek bunun içinde Akif’in, Yahya’nın, Sait Faik’in hikâyeleri, Fuzuli, Karacaoğlan yoktur. Olmaz, demek ki dil sadece bir iletişim aracı değil. O dili konuşan topluluğun, o milletin belki bütün kültürünü taşıyan ve bu kültürünü de sonraki nesillere aktaran bir araçtır. Demek ki sadece iletişim aracı değil. En başta iletişim aracı derken ilkel insanın ilk kelimelerle ‘gel, git, al, gel’ gibi böyle iptidai ilkel şeklini kastetmiş olabiliriz. Ama dil, o ilkel anından itibaren birçok kültür unsurlarını da içine almaya başlamış ve o dili konuşan insanların adeta dünyaya bakışı hayat tarzları, yaşayışı, evreni anlamlandırışı hepsi o dilin içinde mevcut olmuştur. Yani dil demek ki bizim bütün evrene bakışımızdır. Bütün hayatımız, bütün dünya görüşümüzdür.”

Atatürk Kongre Merkezinde düzenlenen program, konferansın ardından gerçekleştirilen Türk dünyası koro konseri, Türk dünyası defilesi ve tiyatro gösteriminin ardından sona erdi. Daha sonra ise Barış Manço Şenlik Alanında gerçekleştirilen programda demir dövme ve halk oyunları gösterisi yapılırken, etkinlikler katılımcılara yapılan pilav ikramı ve nevruz ateşinin yakılması ile sona erdi.