Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Bilim İletişimi Koordinatörlüğü tarafından “Sokaktan Tablete: Çocuğun Dijital Dünyası, Riskler ve Altın Rehber” konulu Bilim Kafe Söyleşisi düzenlendi.

Rıza Çerçel Kültür ve Sanat Merkezi Konferans Salonunda düzenlenen, AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şuayıp Özdemir’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide; Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nezahat Hamiden Karaca ve Yabancı Diller Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Ümit Ünsal Kaya konuşmacı olarak yer aldı.

“Nitelikli yayınların kamuoyuna aktarılıyor”

Etkinliğin açış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Şuayıp Özdemir, eğitimin üniversitelerin en temel fonksiyonlarından biri olduğunu söyledi. Üniversitelerin bir diğer temel görevinin ise araştırma yapmak olduğunu kaydeden Özdemir, araştırma faaliyetlerinin bilimsel yayınlarla ölçüldüğünü belirtti. Özdemir,  “Araştırmayı da biz yayın yaparak ölçüyoruz. Aslında bir yayın haline geldiğinde bir araştırma bir sonuca ulaşmış oluyor. Bizim üniversitelerimizin yaptığı araştırmalar genellikle teknik bir dilde oluyor. Bu teknik dilin anlaşılması da zor olduğu için kamuoyunda aslında önemli olmasına rağmen yeteri kadar anlaşılamayabiliyor ya da önemi anlaşılamayabiliyor. Bu nedenle biz dünyanın iyi dergilerinde yayın yapmış bilim insanlarımıza yaptıkları yayınları anlatabilmeleri için bir fırsat sunmak amacıyla Bilim İletişim Ofisi olarak bir kürsü kurduk” dedi. Özdemir, SSCI ve SCI indekslerinde Q1 ve Q2 düzeyindeki nitelikli yayınlara sahip akademisyenleri davet ederek, çalışmalarını daha anlaşılır bir dille kamuoyuna aktarmalarını amaçladıklarını belirtti. Bu uygulamayla üniversitede üretilen bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını ve toplumla daha güçlü bir bağ kurulmasını hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

Çocukların dijital profilleri araştırıldı

Yabancı Diller Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Ümit Ünsal Kaya ise yürüttükleri çalışmada, çocukların dijital dünyada hangi profilleri sergilediklerini ve ne tür özellikler gösterdiklerini belirlemeyi amaçladıklarını ifade etti. Araştırmayı Afyonkarahisar il merkezinde 12 okulda toplam 405 çocuğa ulaşarak gerçekleştirdiklerini söyleyen Kaya, “Araştırmamızda çocukların dijital dünyadaki profillerini incelemeye odaklandık. Makalemizde; dijital oyun alışkanlığı, sosyoekonomik refah düzeyi ve psikolojik direnç arasındaki ilişkiyi ele aldık” diye konuştu.

Dört farklı çocuk profili belirlendi

Elde edilen bulgular doğrultusunda çocukları dört farklı profil altında sınıflandırdıklarını kaydeden Kaya, “Birinci profil, ‘sosyal ama bağımlı’ olarak tanımlanabilecek bir gruptur. Bu gruptaki çocuklar sosyal etkileşimleri güçlü olmakla birlikte dijital oyunlara bağımlılık eğilimi göstermektedir. İkinci profili ‘süper kahramanlar’ olarak adlandırdık. Bu gruptaki çocukların uyum düzeylerinin ve başa çıkma becerilerinin görece yüksek olduğu görülmektedir. Üçüncü profil ise ‘kırılgan ve hassas’ bir grubu temsil etmektedir. Bu gruptaki çocukların çeşitli risk faktörlerine karşı daha duyarlı oldukları belirlenmiştir. Dördüncü profilde ise ‘dengeli’ bir grup yer almaktadır. Bu gruptaki çocukların dijital oyun alışkanlıkları, sosyoekonomik durumları ve psikolojik direnç düzeyleri açısından daha dengeli bir yapı sergiledikleri tespit edilmiştir” şeklinde konuştu.

“Okul öncesi dönemde ekran bağımlılığı yüksek”

Öğr. Gör. Dr. Ümit Ünsal Kaya, Türkiye’de okul öncesi çağdaki çocukların yüzde 60’tan fazlasının günde bir saatten fazla tablet veya cep telefonuyla vakit geçirdiğinin görüldüğünü ifade ederek bu durumun erken yaşta dijital açıdan önemli bir risk faktörü olarak değerlendirildiğine işaret etti.

Araştırma bulgularını açıklayan Kaya, şunları söyledi:

“Bazı çocukların yüksek düzeyde öz kontrol becerisine sahip olduğu görülmektedir. Bu gruptaki çocuklar, ‘Benim için bu kadar oyun yeterli’ diyerek bilgisayarını ya da tabletini kendi isteğiyle kapatabilmektedir. Bu durum, dijital kullanım açısından son derece olumlu ve gelişmiş bir alışkanlık olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık, diğer bir grupta dijital oyun bağımlılığına doğru eğilim gösteren çocuklar bulunmaktadır. Çalışmamızda, dört farklı profili; bağımlılık eğilimi yüksek olan çocuklar ile öz kontrol düzeyi yüksek olan çocuklar arasında belirgin bir ayrım yaparak sınıflandırdık. Bulgularımız, bu iki uç arasında anlamlı farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan, okul öncesi döneme ilişkin veriler dikkat çekicidir. Türkiye’de okul öncesi çağdaki çocukların yüzde 60’tan fazlasının günde bir saatten fazla tablet veya cep telefonuyla vakit geçirdiği görülmektedir. Bu durum, erken yaşta dijital açıdan önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Araştırmada sosyal medya kullanımının da önemli bir boyut oluşturduğu tespit edilmiştir. Çocukların YouTube Kids, Instagram Reels ve benzeri kısa video içeriklerine yoğun ilgi gösterdiği belirlenmiştir. Ebeveynlerin sınır koyma çabalarına rağmen, çocukların çoğu zaman ebeveynlerine ait telefon ve tabletler üzerinden istedikleri içeriklere erişebildikleri görülmektedir. Sosyal medyanın içerik kontrolü, mahremiyet ve bağımlılık riski gibi yönleri dikkate alındığında çeşitli tehlikeler barındırdığı değerlendirilmektedir. İletişim boyutunda da benzer riskler söz konusudur. Dijital ortamda geçirilen sürenin artması, yüz yüze iletişim becerilerinin gelişimini olumsuz etkileyebilmekte ve çocukların sosyal etkileşim süreçlerinde bazı sorunlara yol açabilmektedir.”

“Dijital oyun bağımlılığı küresel bir sorun”

Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nezahat Hamiden Karaca ise dijital oyun bağımlılığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karaca, dijital oyun bağımlılığı eğiliminin yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde önemli bir sorun haline geldiğini belirterek, “Bu mesele sadece Türkiye’deki evlerin, okulların ve çocukların problemi değil; küresel ölçekte ele alınması gereken bir konudur” dedi. Her çocuğun aile ortamı, ebeveyn tutumları ve iletişim biçiminin farklı olduğunu vurgulayan Karaca, soruna yönelik tek tip ve hızlı bir çözüm önerisinin mümkün olmadığını ifade etti. Karaca, “Bu konuda ‘hap’ gibi bir bilgi sunamayız. Pedagoga, psikoloğa ya da psikiyatriste başvurulabilir; ancak her çocuğun dinamiği farklıdır. Dolayısıyla her aile için geçerli tek bir reçete yoktur” şeklinde konuştu. Sorunun çözümünde aile içi iletişimin belirleyici olduğuna dikkat çeken Karaca, dijital oyunların tamamen yasaklanmasının tek başına çözüm olmayacağını kaydetti. Yasaklamanın belirli bir yaşa kadar etkili olabileceğini, ancak özellikle 10 yaş sonrasında çocukların erken ergenlik dönemine girmesiyle birlikte isyan ve akran etkisinin devreye girebildiğini belirtti.

“Yasaklamak ve süre koymak tek başına yetmiyor”

Karaca, ailelerin yasaklayıcı bir tutumdan ziyade bilinçli sınır koyma, açık iletişim ve rehberlik yaklaşımını benimsemelerinin daha sağlıklı sonuçlar doğurabileceğini ifade ederek, “Dijital oyunların tamamen yasaklanmasının kalıcı bir çözüm değiş, katı yasakların çocuklarda gizli kullanım davranışlarını artırabilir. Bu durumun aile içinde güven sorunlarına ve çatışmalara yol açar, yalnızca süre sınırlaması getirmenin de tek başına yeterli değil” diye konuştu.

Belirli bir süre tanınmasına rağmen bazı çocuklarda saldırganlık, öfke, uyku düzensizliği, kaygı artışı, akademik sorumluluklardan kaçınma ve aileden uzaklaşma gibi davranışların gözlemlenebildiğini aktaran Karaca, sorunun yalnızca zaman kısıtlamasıyla çözülemeyeceğini dile getirdi. Karaca, “Dijital oyun bağımlılığı eğilimi yüksek çocuklarda akademik başarı, öz kontrol ve yaşam becerileri alanlarında düşüş görülebiliyor. Bu bulguların uluslararası literatürle de örtüştüğünü görüyoruz. Ancak her çocuk ve her aile yapısının farklı tek tip bir reçete sunmak mümkün değil” ifadelerini kullandı.

“Çözüm: iletişim, rehberlik ve ortak zaman”

Çocuklarla açık ve sürdürülebilir bir iletişim kurulmasının temel çözüm noktası olduğunu ifade eden Karaca, “Ailelerin çocuklarının hangi oyunları oynadığını, hangi içeriklere eriştiğini bilmesi gerekir. Yargılayıcı ve cezalandırıcı tutumlar yerine rehberlik edici bir yaklaşım benimsenmeli. Küçük hatırlatmaların (örneğin oyun süresinin bitimine 15 dakika kaldığını bildirmek gibi) ani kopuşlara bağlı öfke tepkilerini azaltabilir” diye konuştu.

Sorumluluk, eğlence dengesi ve ebeveyn rolü

Karaca, sorumluluk ile eğlence arasındaki dengenin doğru kurulmasının önemine işaret ederek, çocukların önce ödev ve diğer sorumluluklarını yerine getirmesi, ardından oyun ve eğlenceye zaman ayırması gerektiğini belirtti. Çocukların dış ortamda akranlarıyla ve doğayla temas ederek oyun oynamasının sosyal ve duygusal gelişimlerine önemli katkı sağladığını ifade eden Karaca, akran zorbalığı ve saldırgan davranışların ebeveyn tutumlarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini kaydetti. Üniversite düzeyinde yapılan gözlemlerde, aşırı kontrolcü ya da tamamen denetimsiz yetiştirilen çocukların ilerleyen yaşlarda öz yönetim becerilerinde zorlandıklarının görüldüğünü aktaran Karaca, dijital oyunlara yaklaşımda korku ve yasak yerine iletişim, ortak zaman geçirme ve bilinçli ebeveyn rehberliğinin esas alınması gerektiğini kaydetti.

Söyleşi, soru cevap bölümünün ardından AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şuayıp Özdemir tarafından konuşmacılara teşekkür belgesi takdimi ile sona erdi.

13 Şubat 2026, Cuma 24 kez görüntülendi