Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) himayelerinde Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ), Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ), İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi ve Kastamonu Üniversitesi iş birliğiyle; “4 Şehir 4 Mekân 4 Akif” Sempozyumu’nun “Mehmet Akif Ersoy’da Azimet ve Büyük Taarruz” başlıklı üçüncü oturumu AKÜ ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Abdullah Kaptan Konferans Salonunda AKÜ Devlet Konservatuvarı Türk Müziği Topluluğu sanatçılarının Doç. Yıldırım Aktaş solistliğinde Mehmet Akif Ersoy’un  bestelenmiş şiirlerinden oluşan dinletisi ile başlayan etkinliğe; Afyonkarahisar Valisi Dr. Naci Aktaş, İçişleri Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven, TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Naim Çoban, AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Âdem Aslan, Afyonkarahisar Belediye Başkan Yardımcısı Ömer Yıldız, YÖK Yürütme Kurulu Üyesi ve ASBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Münire Kevser Baş, AKÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Şuayıp Özdemir ve Prof. Dr. Murat Peker, Proje Koordinatörü Öğr. Gör. Dr. Gazi Doğan, Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürü Ahmet Birtan Erol, Afyonkarahisar il Jandarma Komutanı Murat Kaya ile akademik personel ve öğrenciler katıldı.

Sempozyumun açış konuşmasını yapan Proje Koordinatörü Öğr. Gör. Dr. Gazi Doğan, projenin Mehmet Akif’in şahsiyetini besleyen şehirler üzerinden kurgulandığını belirtti. 2025 yılında Akif’in hayatında önemli yeri olan Ankara, Burdur, Adana ve Hatay’da gerçekleştirilen sempozyumun 2026 yılında ise şehirlerin İstanbul, Balıkesir, Afyonkarahisar ve Kastamonu olarak belirlendiğini söyleyen Doğan, “Bu yıl ana temamızı esaret kavramı karşısında dik duran vahdet, cesaret ve azimet değerleri üzerine kurduk. İstanbul’da esareti, Balıkesir’de vahdeti işledik, bugün ise zaferin şehri Afyonkarahisar’da Akif’in ‘azimet’ yönünü ele alacağız, Kastamonu’da ise cesareti işleyeceğiz” dedi.

“Akif, birçok cephesi olan bir şahsiyet”

YÖK Yürütme Kurulu Üyesi ve ASBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Münire Kevser Baş ise Mehmet Akif’in birçok cephesi olan bir şahsiyet olduğunu belirtti. Baş, “Akif, siyasetle uğraştı, hocalığı oldu, dergiciliği oldu ama büyük bir sanatkârdı. Her ne kadar ‘Ne tasannu bilirim ne sanatkârım’ sözleriyle tevazu gösterdiğini bilsek de Akif, derdi davası olan büyük bir şahsiyetti” dedi. Baş, Akif’in 1908’de Darülfünun’da başlayan müderrislik kariyerini hatırlatarak, “Akif, Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye üyeliğinden Arapça kamus çalışmalarına kadar pek çok resmi ve gayri resmî mecrada dersler verdi. O, son derece itibarlı bir hocaydı. Nihayetinde üstlendiği Kur’an tercümesi görevi de aslında bu ilmi hüviyeti ve hocalığıyla birlikte düşünülmelidir” diye konuştu. Akif’in yayıncılık alanındaki vizyonuna değinen Baş, Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinin o dönemde stratejik öneme sahip olduğunu kaydetti. Baş, “Bu yayınlar, İstanbul’da, Kırım’dan Bosna’ya, Türkistan’dan Hicaz’a kadar tüm Müslümanların uğrak noktası haline geldi. Bu büyük bir ufuktur. O zorlu şartlarda bu coğrafyalara ulaşmak, büyük bir yayıncılık atılımıdır” diye konuştu.

“Savaşın asıl kazanıldığı yer; milletin sinesi, inancı ve sarsılmaz iradesi”

AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş, Mehmet Akif Ersoy’un, milletin sinesinden çıkan, Anadolu coğrafyasının en karanlık ve en buhranlı günlerinde umudun ve dirilişin sesi olduğunu belirtti. Akif’in bir dava adamı olduğunu kaydeden Karakaş, “Bazı şahsiyetler vardır ki yalnızca yaşadıkları çağı değil, kendilerinden sonraki asırları da aydınlatan birer kutup yıldızı gibidirler. Milli Şairimiz ve büyük mütefekkirimiz Mehmet Akif de bu nitelikteki müstesna şahsiyetlerden biridir” dedi. Savaşların yalnızca meydanlarda kılıçla, tüfekle, topla kazanılmadığını, bir savaşın asıl kazanıldığı yerin milletin sinesi, inancı ve sarsılmaz iradesi olduğunu belirten Karakaş,  “İşte Mehmet Akif, Anadolu’yu karış karış gezerek yürüttüğü irşat faaliyetleriyle milletimizin düştüğü yerden kalkıp esareti reddetmesinde ve istiklale yürümesinde en büyük manevi mimarlardan biri olmuştur. Onun cami kürsülerinden, meydanlardan ve matbuat üzerinden yükselen gür sesi, cephedeki askerin süngüsü kadar keskin, Anadolu insanının duası kadar kuşatıcı bir etki yaratmıştır” diye konuştu.

“İstiklal Şairini anmak, tarihi bir vefa borcu”

Karakaş, İstiklal Şairini, Büyük Taarruz’un başlatıldığı Afyonkarahisar’da azimet teması üzerinden anmanın sıradan bir akademik faaliyetin çok ötesinde tarihi bir vefa borcu olduğunu belirtti. Karakaş, “Azimet; lügat manasıyla sağlam bir iradeyi, zorluklar karşısında yılmamayı, kesin bir kararlılığı ve hedefe ulaşma yolunda gösterilen sarsılmaz, tavizsiz bir gayreti ifade eder. Azimet, ruhsatların, kolaylıkların ve bahanelerin ardına sığınmadan en çetin yola talip olmaktır” dedi.

Karakaş, şunları söyledi:

“Mehmet Akif’in şahsiyetinde ve eserlerinde tecessüm eden bu azimet ruhu, milletimizin ‘bitti’ denilen yerden yeniden doğuşunu sağlamış, Afyonkarahisar’dan Kocatepe’ye, oradan da İzmir’e uzanan o büyük ve kesin zaferin manevi zeminini ilmek ilmek dokumuştur. ‘Korkma!’ nidasıyla başlayan o eşsiz marşımız aslında milletimize ‘azimli ol, kararlı ol, yeise düşme’ çağrısından başka bir şey değildir. Mehmet Akif Ersoy’u genç kuşaklara aktarmak ve onun mirasına sahip çıkmak oldukça önemlidir. Çünkü kökü mazide olan atiyi temsil etmektedir. İstiklal Marşı’nda yer alan ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ ifadesi aslında Kocatepe’de ziyaret ettiği askerlere iletmek istediği duyguyu ifade eder. Cesareti ve azmi simgeler. Kocatepe’de bu cesaret ve azim olmasaydı zafer kazanılamazdı.”

“İstiklal sevdasını mısralara nakşeden şahsiyet”

TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Naim Çoban, milletin bağımsızlık ruhunu en güçlü şekilde istiklal sevdasını mısralara nakşeden Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha anmak ve onun fikirlerini, fikir dünyasını anlamak üzere bir araya gelindiğini belirtti. Çoban, sempozyumun bir ayağının milli mücadelenin dönüm noktalarından biri olan Afyonkarahisar’da gerçekleştirilmesinin çok kıymetli olduğunu kaydetti.

“Hem nüktedan hem mücadeleci”

Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven ise Büyük Taarruz’un başladığı Afyonkarahisar’ın kurtuluş mücadelesinde önemli bir yeri olduğunu belirtti. Mehmet Akif’in sadece bir şair değil; aynı zamanda bir siyasetçi, veteriner, bestekâr ve aksiyon adamı olduğunu vurgulayan Yurdunuseven, “Akif, aynı zamanda hazır cevaptı. Meclis’te kendisine ‘Baytar mısınız?’ diye soranlara, ‘Evet, bir yeriniz mi ağrıyor?’ diyecek kadar nüktedan bir kişiliğe sahipti” dedi. Yurdunuseven, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç ve Abdurrahim Karakoç gibi isimlerin okunması gerektiğini belirterek, “Bu isimleri okurken bize milli ve manevi olarak ne değerler kattıklarına odaklanmalıyız. Yüz yıl öncesinin değerleriyle bugünü karşılaştırarak, milli şuurumuzu diri tutmalıyız. Bugün bu değerlerin her zamankinden daha önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz” diye konuştu.

“Akif’in fikir dünyasına istikbal yolculuğu”

İçişleri Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, Akif’in mücadelesinin sadece bir edebiyat olayı değil, bir milletin varoluş refleksi olduğunu belirtti. Yiğitbaşı, sempozyumun geçmişe yönelik bir anma etkinliğinin çok ötesinde olduğunu belirterek, Mehmet Akif Ersoy’un fikir dünyasının esaret, vahdet, cesaret ve azimet duraklarıyla yeniden keşfedildiği ve sarsılmaz karakterini bugüne taşıdığı bir istikbal yolculuğu olduğunu ifade etti.

“Azimet, toplumsal varoluşun temel dinamiklerinden de birisi”

Doç. Dr. Yiğitbaşı, Afyonkarahisar’da ele alınan azimet kavramının gündelik dilde basit bir kararlılık ya da direnç hali olarak anlaşılmasının dışında çok daha derin, katmanlı ve kurucu bir nitelik taşıdığını söyledi. Azimetin, bir hedefe yönelmenin ötesinde hedef uğruna anlam üretme, bedel ödeme ve süreklilik inşa etme iradesini, kararlılığını ifade ettiğini vurgulayan Yiğitbaşı, “Azimet, yalnızca bireysel bir erdem değil, aynı zamanda toplumsal varoluşun temel dinamiklerinden de birisidir. Bu bakımdan azimetin dil ile ilişkisi de çok önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü toplumlar yalnızca yaptıklarıyla değil, söyledikleriyle de aynı zamanda var olurlar. Kriz dönemlerinde kurulan dil sadece mevcut durumu ifade etmez aynı zamanda geleceğe de büyük bir ufuk çizer. Umudu diri tutan, kararlılığı besleyen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren şey büyük ölçüde işte bu dilin kendisidir” diye konuştu.

 “Akif, gönüllerde birlik duygusunu yeniden tesis etmiştir”

Afyonkarahisar Valisi Dr. Naci Aktaş ise Mehmet Akif Ersoy’un milletin en buhranlı dönemlerinde kalemiyle umut aşıladığını, sözüyle cesaret verdiğini belirterek, “Akif, parçalanmaya yüz tutmuş gönüllerde birlik duygusunu yeniden tesis etmiştir. O, sadece İstiklal Marşımızın şairi değil aynı zamanda milletimizin vicdanı, mücadelemizin en güçlü sesi ve bağımsızlık irademizin yılmaz bir temsilcisi olmuştur” dedi. Akif’i anlamanın yalnızca onun eserlerini okumakla değil, ortaya koyduğu duruşu, ahlakı ve sorumluluk bilincini doğru kavramakla mümkün olacağını kaydeden Aktaş, Akif’in yalnızca bir fikir adamı değil aynı zamanda Milli Mücadele’nin manevi cephesinde aktif görev almış bir dava adamı olduğunu vurguladı.

“Güçlü bir gelecek ancak sağlam bir değerler zemini üzerinde yükselebilir”

Aktaş, Afyonkarahisar’ın Milli Mücadele’nin kaderinin tayin edildiği ve zaferin perçinlendiği bir şehir olduğuna dikkat çekerek, “Afyonkarahisar, program için son derece özel bir mekândır. Bu topraklar azmin, inancın ve kararlılığın somut bir zafere dönüşümünü simgelemektedir. Bugün burada ele aldığımız azimet kavramı da tam olarak bu ruhu ifade etmektedir” dedi.

Protokol konuşmalarının ardından “Mehmet Akif Ersoy’da Azimet ve Büyük Taarruz” başlıklı sempozyum oturumuna geçildi. Moderatörlüğünü AKÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hacı İbrahim Delice’nin üstlendiği oturumda; Prof. Dr. Şaban Ortak, Prof. Dr. Cüneyt Akın, Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin ve Doç. Dr. Alper Günaydın panelist olarak yer aldı.

Oturumun açış konuşmasını yapan Prof. Dr. Hacı İbrahim Delice, Mehmet Akif Ersoy’a “Millî Mücadele’nin manevi lideri” ünvanı verildiğini söyledi.  Delice, “Bu ünvan, onun azimli çalışmaları sayesinde kazanılmıştır. ‘Azimet’ kavramı; Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele dönemlerinde yaptığı tüm faaliyetlerin bütünü olarak da düşünülebilir. Berlin ziyareti sırasında da propaganda faaliyetlerinde bulunmuş, bu faaliyetlerini şiirlerine yansıtmıştır” diye konuştu.

“Yeise ve ümitsizliğe karşı sürekli bir mücadele var”

Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerine genel olarak bakıldığında, yeise ve ümitsizliğe karşı sürekli bir mücadelenin olduğunu belirten Delice,  “Bu çizginin kısmen sekteye uğradığı yer ise, Bülbül şiiridir. Bursa’nın işgali ve kutsal değerlere yapılan saygısızlıklar karşısında duyduğu derin üzüntü, bu şiirde daha belirgin bir hüzün olarak yansır. Ancak bu durum, onun azmini ortadan kaldırmaz; yalnızca kısa süreli bir sarsıntı niteliği taşır” dedi. Genel çerçevede Mehmet Akif’in Safahat eserinin başlı başına bir azimet örneği olarak değerlendirilebileceğini kaydeden Delice, “Çünkü Akif, sanatının gücünü kişisel ün için değil, toplumun dirilişi ve bilinçlenmesi için kullanmıştır. ‘Sanat sanat içindir’ anlayışıyla kendi estetik konumunu ön plana çıkarma imkânı varken, ‘sanat toplum içindir’ yaklaşımını benimseyerek eserlerini toplumsal faydaya yöneltmiştir. Bu tercih, onun sadece bir şair değil, aynı zamanda güçlü bir fikir ve mücadele insanı olduğunu da ortaya koyar” ifadelerini kullandı.

Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şaban Ortak “Mehmet Akif Ersoy ve Milli Mücadelenin Propaganda Faaliyetleri” konulu sunumunda ise Mehmet Akif’in hem hayatı hem de Kurtuluş Savaşı sürecindeki faaliyetlerine bakıldığı zaman azimetin her zaman var olduğunu belirterek, “Millî Mücadele dönemindeki azimetin önemli bir boyutunu, irşadi faaliyetler yani halkı bilinçlendirme, bilgilendirme ve uyandırma çalışmaları oluşturur” diye konuştu.

“İşgaller sonrası toplumda üç eğilim: mücadele, manda ve kararsızlık”

İrşat Encümeni’ne giden sürecin temel dinamiklerinin neler olduğu ve Mehmet Akif Ersoy’un neden bu sürecin önemli bir parçası hâline geldiği hakkında da bilgiler veren Ortak, şunları söyledi:

“Uzun yıllar süren Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonrasında yalnızca toprak kaybedilmemiş, aynı zamanda toplumun özgüveni de ciddi şekilde zedelenmiştir. Nutuk’ta da ifade edildiği üzere, o dönemde halkın zihninde üç temel düşünce öne çıkmıştır; birinci grup, her türlü olumsuzluğa rağmen bağımsızlık için mücadeleyi savunan ‘mücadelecilerdi.’ İkinci grup, umudunu büyük ölçüde yitirmiş olan ve kurtuluşu yabancı bir devletin himayesinde arayan ‘mandacılardı.’ Özellikle İngiliz ya da Amerikan mandası fikri bu çevrelerde karşılık bulmuştur. Üçüncü ve muhtemelen en kalabalık grup ise ‘kararsızlar’dı. Bu kesim, bir yandan manda fikrini onuruna yediremezken, diğer yandan başarısız bir mücadelenin çok daha ağır sonuçlar doğurabileceği endişesini taşımaktaydı. İşte tam bu noktada irşadi faaliyetler büyük önem kazanmış ve Mehmet Akif Ersoy gibi güçlü hitabet ve fikir insanları, halkın zihnindeki tereddütleri gidermek ve mücadele azmini diri tutmak için ön plana çıkmıştır.”

“Sebilürreşad Mecmuası, Millî Mücadele’nin fikrî zeminini besleyen önemli bir araç

Mehmet Akif Ersoy’un irşadi faaliyetlerini üç ana başlık altında değerlendiren Ortak, konuşmasına şöyle devam etti:

Akif, Meclis konuşmalarında: Türkiye Büyük Millet Meclisinde en az söz alan mebuslardan biridir. İstanbul’daki ahlaki bozulmaya dair verdiği bir önerge ve bir bütçe konuşması dışında meclis kürsüsünü yoğun şekilde kullanmamıştır. Ancak o, asıl etkisini sahada, doğrudan halkla temas kurarak göstermiştir. Sebilürreşad Mecmuası ise İslam birliğinin, millî ruhun ve direniş bilincinin en güçlü yayın organlarından biri hâline gelmiştir. Akif’in yazılarıyla bu dergi, Millî Mücadele’nin fikrî zeminini besleyen önemli bir araç olmuştur. Onun en güçlü irşadi faaliyeti kuşkusuz İstiklal Marşıdır. Bunun yanında, Balıkesir’de Zağnos Paşa Camii’nde ve Kastamonu’da Nasrullah Camii’nde verdiği vaazlar büyük etki uyandırmıştır.”

“İstiklal Marşı, millî mutabakat metnimiz”

Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cüneyt Akın “Mehmet Akif’te Azim-Kararlılık- Gayret ve Milli Mücadelenin Manevi Cephesinin İnşası” konulu sunumunda; “Manevî cephe” kavramının, Millî Mücadele döneminde yalnızca askerî bir zafer olmadığını; aynı zamanda bir ruh, bir inanç ve bir birlik mücadelesi olduğunu gösterdiğini ifade etti. Akın,  “Bu cephenin en güçlü temsilcilerinden biri de, millî mutabakat metnimiz olan İstiklal Marşı’nı kaleme alan Mehmet Akif Ersoy’dur. Onun ortaya koyduğu fikirler, milletin ortak değerlerde birleşmesini sağlamış ve manevî direnci güçlendirmiştir” dedi.

Millî Mücadele’nin iki temel gücü

Azimet, azim, kararlılık ve gayret meselelelerinin, Mehmet Akif Ersoy’un en çok vurgu yaptığı konuların başında geldiğini kaydeden Akın, konuşmasına şöyle devam etti:

“Çünkü ülkenin içine düştüğü zor durumdan çıkışın en temel yolu, toplumu yeniden ayağa kaldıracak bir ruh hâlinin inşa edilmesiydi. Akif, insanları azim, kararlılık ve gayrete sevk etmeyi bir görev bilmiş; bunu da en etkili olduğu alanla, yani sözle gerçekleştirmiştir. Onun anlayışında söz; sadece bir ifade aracı değil, dönüştüren, değiştiren ve iyileştiren bir güçtür. Bu nedenle Mehmet Akif, kalemi ve hitabetiyle manevî cepheyi kurmuş, düzenlemiş ve adeta yeniden diriltmiştir. Bu diriliş, milletin ruhuna sirayet etmiş ve nihayetinde İstiklal Harbi’nin kazanılmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya Tamimi’nde ortaya koyduğu ‘Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’ sözü, bu anlayışın siyasî çerçevesini çizer. Bu ifade, kurtuluşun dışarıda değil, doğrudan doğruya milletin kendi iradesinde aranması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Dolayısıyla burada iki yönlü bir bütünlük görülür. Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele’nin siyasî ve stratejik omurgasını ‘milletin azmi ve kararı’ üzerine kurarken; Mehmet Akif Ersoy da bu omurganın manevî ve ahlaki boyutunu inşa etmiş, azim ve kararlılığı milletin ruhuna tercüme etmiştir. Böylece söz ile siyaset, ruh ile eylem birleşmiş; ortaya topyekûn bir direniş ve diriliş çıkmıştır.”

“Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan düşünsel bir birikim”

Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin “Akif’in Leyla’sından İslam’ın Büyük Zaferine: Mehmet Akif Ersoy’un Perspektifinden Büyük Taarruz” konulu sunumunda ise Mehmet Akif Ersoy’un, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetişmiş önemli bir mütefekkir, güçlü bir aydın ve II. Meşrutiyet Dönemi’nin etkili bir entelektüeli olduğunun çoğu zaman gözden kaçırıldığını kaydetti. Şahin, “Oysa Akif’e dikkatle bakıldığında, Meşrutiyet Dönemi ile Cumhuriyet Dönemi arasında güçlü bir fikrî ve ahlaki sürekliliği kendi şahsında taşıdığı açıkça görülür. Bu nedenle Milli Mücadele ve Büyük Taarruz perspektifini değerlendirirken, bu sürecin yalnızca askerî ve siyasî bir kırılma değil; aynı zamanda Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan düşünsel bir birikimin devamı ve harmanı olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir” şeklinde konuştu.

“Mehmet Akif, mandaterlik taleplerine karşı çıktı”

Mehmet Akif Ersoy’un Millî Mücadele’nin başlangıcından Büyük Taarruz’a uzanan süreçte ortaya koyduğu belirgin bir perspektifin olduğunu söyleyen Şahin, şunları kaydetti:

“Bu çerçevede Akif, Anadolu’da başlayan hareketin bir İttihatçı girişim olarak değerlendirilmesine karşı net ve sert bir duruş sergilemiştir. Onun bu yaklaşımı yalnızca duygusal değil; aynı zamanda rasyonel, pragmatik ve gerçekçi bir bakış açısına dayanmaktadır. Aynı şekilde, o dönemde dile getirilen mandaterlik taleplerine de güçlü bir şekilde karşı çıkmış; bağımsızlık fikrini temel ilke olarak savunmuştur. Anadolu’ya geçtikten sonra ise irşadi faaliyetlere ağırlık vermiş; Konya, Afyonkarahisar, Burdur ve Antalya gibi şehirlerde halkı bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütmüştür.”

“Leyla” şiirinde uyanış ve mücadele ruhu

Mehmet Akif Ersoy’un, Sakarya Meydan Muharebesi’nin devam ettiği dönemde kaleme aldığı Leyla adlı şiirinde, İslam dünyasının uzun süredir zillet içinde kalmış, kendi ihtişamını unutmuş “uyuyan bir dev” olarak tasvir ettiğini ifade eden Şahin, “Bu devin yeniden dirilebilmesi için ise onu uyandıracak bir “Leyla”ya ihtiyaç vardır. Tarihsel perspektiften bakıldığında Leyla, yalnızca bireysel bir aşkın sembolü değil; adaletin, inancın ve dirilişin temsilidir. Bu yönüyle şiir, İslam’ın mücadeleci ruhunu ve yeniden ayağa kalkış idealini yansıtır. Aynı zamanda Millî Mücadele’yi veren millet de bu anlatı içinde ‘Mecnun’a benzetilerek, idealine ulaşmak için her türlü fedakârlığı göze alan bir özne olarak konumlandırılır” dedi.

Fransız Devrimi’nden Millî Mücadele’ye kimlik inşası

Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Günaydın ise “Bir Milli Kimlik Manifestosu Olarak İstiklal Marşı” konulu sunumunda, Mehmet Akif Ersoy’un Fransız Devrimi sonrasında hız kazanan uluslaşma sürecinin Osmanlı üzerindeki etkilerini çok iyi gözlemleyen bir aydın olarak, millî kimlik meselesini Millî Mücadele’nin merkezine yerleştirdiğini dile getirdi. Günaydın, “Bu dönemde imparatorluklar çözülürken, millî marş, bayrak, tarih ve ortak hafıza gibi unsurlar yeni kimlik inşasının temel bileşenleri hâline gelmiştir. Millî kimlik, ‘ortak geçmiş, ortak gelecek, ortak kültür ve ortak hafıza’ etrafında şekillenen bir aidiyet duygusuna dayanır. Bu aidiyet, bireyi topluma bağlar ve sorumluluk bilinci kazandırır. Eğitim, aile, çevre ve özellikle tarih anlatımı bu kimliğin oluşmasında belirleyici rol oynar” ifadelerini kullandı.

“İstiklâl Marşı, bütüncül bir kimlik metnidir”

Mehmet Akif’in, İstiklâl Marşı’nda sunduğu kimlik teklifinin, çok katmanlı bir milli ve manevi kimlik inşasına dayandığını, bu kimliğin, yalnızca etnik veya kültürel bir aidiyetle sınırlı olmadığını aynı zamanda dini, ahlaki ve tarihsel unsurları da kapsayan geniş bir çerçeveye sahip olduğunu belirten Günaydın, şunları söyledi:

“İstiklâl Marşı’nda ‘ben’, ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımı belirgin şekilde kurulmuştur. ‘Biz’ ortak bir milli kimliği temsil ederken, ‘onlar’ dış tehdit veya düşman unsurları ifade eder. Bu karşıtlık, milli kimliğin güçlenmesinde önemli bir rol oynar. Ortak düşman algısı, toplumun birlik ve dayanışma duygusunu pekiştirir. Metinde ezan, şehit, mabet, iman ve secde gibi dini referanslı kavramlar yoğun biçimde yer alır. Bu kavramlar, milletin kimliğinin dini bir temele dayandığını gösterir. Özellikle ‘Hakka tapan millet’ ifadesi, adalet, doğruluk ve hakikat gibi evrensel değerlerle ilişkilidir ve bu yönüyle kimliği yalnızca yerel değil, aynı zamanda evrensel bir zemine taşır. Bayrak, hürriyet ve vatan gibi semboller de milli kimliğin temel unsurlarıdır. Bayrak, milletin bağımsızlığını ve onurunu temsil ederken; hürriyet kavramı, insanın yalnızca Allah’a kul olmasıyla gerçek özgürlüğe ulaşacağı düşüncesiyle açıklanır. Bu anlayış, hem dini hem de siyasi bir özgürlük yorumunu içerir. ‘Millet’, ‘yurt’, ‘vatan’ ve ‘toprak’ gibi kavramlar ise mekânsal ve tarihsel bir aidiyet duygusu oluşturur. Vatan, yalnızca coğrafi sınırlarla tanımlanan bir alan değil; tarih, fedakârlık ve şehitlik üzerinden anlam kazanan kutsal bir mekân olarak sunulur. Toprak, şehit kanıyla anlam kazanmış ve kutsiyet kazanmış bir değer olarak ele alınır. Zaman boyutu da metinde önemlidir. Milletin varlığı ezelden ebede uzanan bir süreklilik içinde değerlendirilir. Metinde ayrıca dış tehdit unsuru ‘ortak düşman’ kavramıyla ifade edilir. Bu düşman, çoğu zaman açıkça adlandırılmasa da ahlaki ve kültürel özellikleriyle tanımlanır. Bu yaklaşım, milletin bir arada durmasını sağlayan bir korku ve savunma bilinci oluşturur. İstiklâl Marşı, yalnızca bir bağımsızlık şiiri değil; aynı zamanda milli kimliği, dini değerleri, tarihsel hafızayı ve toplumsal dayanışmayı bir araya getiren bütüncül bir kimlik metnidir. Mehmet Akif, bu metinle millete hem mevcut değerlerini hatırlatmış hem de bu değerleri estetik ve güçlü bir dil ile yeniden inşa etmiştir.”

“Mehmet Akif Ersoy’da Azimet ve Büyük Taarruz” başlıklı oturum, hediye takdiminin ardından hatıra fotoğrafı çekilmesi ile sona erdi.

Etkinlik öncesinde YÖK Yürütme Kurulu Üyesi ve ASBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Münire Kevser Baş, TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Naim Çoban ve Proje Koordinatörü ASBÜ Öğr. Gör. Dr. Gazi Doğan AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş’ı makamında ziyaret etti.

27 Nisan 2026, Pazartesi 65 kez görüntülendi