Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Hukuk Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) ile Münazara Topluluğu tarafından “Göç Hakkında Güncel Sorunlar” konulu panel düzenlendi.
Hukuk Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen panele; Bolvadin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Fişne, İİBF Dekanı Prof. Dr. Gökhan Demirtaş, Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Hasibe Sena Akkışla, Kamu Hukuku Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Aykanat ile akademik personel ve öğrenciler katıldı.
Panelin moderatörlüğünü yapan Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Ezgi Fulya Akkuş, Türk tarihinde göçün hep var olan kurucu niteliklerden biri olduğunu belirtti. Ulus devletlerin var oluşu ve kemikleşmesiyle; göçün farklı bir boyut kazandığını belirten Akkuş, “Eğer ulus devletler bu kadar kuvvetlenmeseydi bugün pasaportlar, vizeler, göçün yarattığı sorunlar daha az derin olabilirdi” dedi. Akkuş, “Bizim ölçüm aletlerimiz, çalışma araç gerecimiz ve alet edevat çantamız kavramlardan oluşur. Fen bilimlerindeki metriklerin yerini sosyal bilimlerde kavramlar alır; bizler birbirimizin çalışmalarını bu kavramlar aracılığıyla sınar ve teyit ederiz” diye konuştu.
“Göç, tesadüfi bir durum değil”
Panelist İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Atahan Demirkol, uluslararası göçün zorunlu ve gönüllü göç olarak ikiye ayrılarak ele alındığını belirtti. Ekonomik göçmenlerin göç literatüründe daha önce gönüllü göçmenler olarak nitelendirildiğini söyleyen Demirkol, “Ekonomik sebeplerle başka bir ülkeye gidip yerleşme niyetiyle orada ikamet etmeye başlayan kişilere gönüllü göçmen ve genel olarak da göçmen tanımlamasını kullanırdık. Ancak bugün içerisinde bulunduğumuz dünyada baktığımızda bu kavramların biraz daha birbirinin içine geçtiğini ve aşınmaya başladığını görüyoruz” dedi. Küresel ölçekte göçün tesadüfi bir durum olmadığını belirten Demirkol, 1990 yılından 2024 yılına kadar dünya nüfusuna oranla göçmen sayısının yüzde 3,5 bandında sabit kaldığını kaydetti.
“Türkiye, göç yollarında stratejik bir köprü konumunda”
Demirkol, güncel verilere göre dünya genelinde 117,3 milyon kişinin zorla yerinden edildiğini, bunun 36,4 milyonunun ise mülteci statüsünde olduğunu kaydetti. Demirkol, Türkiye’nin 2011’den yaklaşık 2023 yılına kadar dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumunda olduğunu belirterek, “Türkiye’nin göç yollarının üzerinde olduğunu, jeopolitik açıdan baktığımızda ve coğrafi açıdan baktığımızda önemli stratejik noktalarla bir köprü konumunda olduğunu ve göçün her zaman bir mesele olarak Türkiye’de devam edeceğini aklımızda tutmamız gerekiyor” dedi. Demirkol, dünya üzerinde belli coğrafyalarda devam eden politik ve ekonomik istikrarsızlıkların hem göçmenlerin sayısının artmasına hem de bugün güncel durumda göçmen karşıtlığının artmasına sebep olabileceğini ifade etti.
“Türkiye göç veren konumdan göç alan konuma geldi”
Türkiye’de mülteci sayısının işsizlik üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını kaydeden Demirkol, “Kişi ülkemize gelen veya herhangi bir ülkeye giden göçmenlere olan tavrında muhakkak ki şunu hatırlamalı; bir başka ülkede biz de göçmen konumundayız. Dolayısıyla biz de bu argümanlara, özellikle Türkiye’den gittiğimizde bir İslamofobi meselesiyle birlikte bu argümanlara maruz kalabiliyoruz” dedi. Türkiye’nin göç veren konumdan göç alan konuma geldiğine dikkat çeken Demirkol, “Avrupa Birliği göçü dışsallaştırma politikası izlerken, Türkiye 2011’de hiçbir karşılık beklemeden açık kapı politikası uygulayarak insani bir duruş sergiledi” diye konuştu.
“Göç, multidisipliner bir alan”
Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Özlem Burdurlu Ahlat ise “Türkiye’de Göçün Hukuki Yansıması” konusunu anlattı. Ahlat, göç meselesinin hem kamu hem de özel hukuk içerisinde yer alan multidisipliner bir alan olduğunu belirtti. Türkiye’nin göç hareketlerinde hem hedef hem de geçiş noktası olduğunu belirten Ahlat, “Cumhuriyet tarihindeki göç sürecini, Lozan Antlaşması ile sınırların çizilmesi ve ardından gerçekleşen Türk-Rum nüfus mübadelesiyle başlatabiliriz” dedi.
“Yabancılar hukukunda hukuki zemin güçlendirildi”
Ahlat, Türkiye’nin yakın tarihe kadar göç yönetimini 1950’lerden kalma, parçalı ve güncelliğini yitirmiş yönetmeliklerle yürüttüğünü, ancak bu durumun 2013’te yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) ile kökten değiştiğini belirtti. Eski mevzuatın güncel ihtiyaçlara cevap vermediğini dile getiren Ahlat, “2013 yılından itibaren vize, ikamet, sınır dışı ve sığınma gibi tüm temel konuları tek bir çatı altında birleştirdik; 2016 yılında çıkarılan Uluslararası İşgücü Kanunu ile de yabancıların çalışma izinlerini yönetmelik düzeyinden kanun düzeyine taşıyarak daha güçlü bir hukuki zemin oluşturduk” dedi.
“Mülteci” unvanı sadece Avrupa’dan gelenler için geçerli
Ahlat, toplumsal hayatta dışarıdan gelen her birey için kullanılan “mülteci” ifadesinin hukuki açıdan yanlış olduğuna işaret etti. Türk hukuk sisteminde sığınma statülerinin dört temel kategoriye ayrıldığını söyleyen Ahlat, bu kavramları şöyle açıkladı:
“Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu ‘coğrafi çekince’ nedeniyle Mülteci unvanı, sadece Avrupa ülkelerinden gelen kişilere verilir. Avrupa dışından gelip sığınma talep edenler ise Şartlı Mülteci statüsündedir; bu kişiler üçüncü bir güvenli ülkeye yerleştirilene dek ülkemizde geçici olarak konaklarlar. Mülteci veya şartlı mülteci kapsamına girmeyen ancak ülkesine döndüğünde hayati tehlike, işkence veya kötü muamele riskiyle karşılaşacak olanlara İkincil Koruma sağlanır. Geçici Koruma ise Suriye örneğinde görüldüğü üzere, kitlesel göç dalgalarında bireysel inceleme yapılamadığı durumlarda Cumhurbaşkanı kararıyla verilen kolektif bir statüdür.”
“Sığınmacıların hakları yasal güvence altında”
Ahlat, Suriye’den gelen kitlesel akınla birlikte hayata geçirilen Geçici Koruma Yönetmeliği’nin önemli olduğunu ifade ederek, bu statünün Avrupa Birliği müktesebatından alındığını kaydetti. Ahlat, “Bireysel mültecilik incelemesi zaman alan bir süreçtir. Milyonlarca kişilik bir kitleye bu statüyü tek tek veremezsiniz. Bu nedenle, acil durum önlemi niteliğinde olan ve Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılabilen ‘Geçici Koruma’ statüsü uygulanmaktadır” dedi. Uluslararası koruma başvurusunda bulunanların süreçleri sonuçlanana kadar verilen kimlik belgeleriyle yasal olarak ikamet edebildiklerini belirten Ahlat, bu kişilerin eğitim, sağlık ve sosyal yardımlara erişim haklarının yasal güvence altında olduğunu ifade etti.
Panel, soru cevap bölümünün ardından sona erdi.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |





