Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Rektörlüğü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürlüğü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanlığı ve Sosyal Bilimler Enstitüsü iş birliğiyle “İstiklâle Yolculuk: Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a Çıkışı ve Millî Mücadele” konulu panel düzenlendi.

Erdal Akar Konferans Salonunda düzenlenen ve moderatörlüğünü AKÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin’in üstlendiği panelde; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş ile Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin konuşmacı olarak yer aldı.

Panelin açış konuşmasını yapan moderatör Prof. Dr. Gürsoy Şahin, “İstiklale Yolculuk” temasının Türk milletinin bağımsızlık destanının adı olduğunu belirterek, “Türk milletinin istiklale yolculuğu bir destana dönüşmüştür. Bu destanı, Türk İstiklal Harbi’nin, Millî Mücadele’nin ve kurtuluşun destanı olarak adlandırabiliriz” dedi.

“Samsun hazırlıkları bir yol ayrımı döneminde şekillendi”

Açış konuşmasının ardından Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin “Mayıs’ta 19 Gün: Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun Hazırlıkları” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Kurnaz Şahin, Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemin yalnızca devletler için değil, yöneticiler, bürokratlar ve aydınlar için de büyük bir “yol ayrımı” anlamı taşıdığını ifade etti. Yakın dönem tarihinin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu belirten Kurnaz Şahin, “Birinci Dünya Harbi’ni konuşmaya başladığımızda savaşın büyük bir meydan okumasıyla karşılaşıyoruz. Makro ya da mikro düzeyde incelendiğinde karşımıza çok sayıda anlatı, olay ve kırılma noktası çıkıyor” diye konuştu. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkış sürecinin, Birinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen yeni dünya düzeni içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kurnaz Şahin, “Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkış hikâyesi, aslında Birinci Dünya Harbi sonrası sürecin bir sonucudur. Bu dönem, hem dünya devletleri hem de Osmanlı Devleti için büyük bir yol ayrımıydı” ifadelerini kullandı.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağıldığını, Almanya’nın Versay Antlaşması ile ağır sonuçlarla karşı karşıya kaldığını ve Rusya’nın 1917 Devrimi sonrasında yeni bir döneme girdiğini hatırlatan Kurnaz Şahin, Osmanlı Devleti’nin de savaştan ciddi ölçüde güç kaybederek çıktığını belirtti. Bu dönemde yalnızca devletlerin değil, devlet adamlarının, askerlerin ve aydınların da kendi geleceklerine ilişkin tercihler yapmak zorunda kaldığını ifade eden Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın da bu süreçte kendi mücadele yöntemini ve siyasi yaklaşımını şekillendirdiğini söyledi.

Konuşmasında Suriye-Filistin Cephesi’ndeki gelişmelere de değinen Kurnaz Şahin, Osmanlı ordularının savaşın son yılında ağır şartlar altında mücadele verdiğini belirtti. Mustafa Kemal Paşa’nın Yıldırım Orduları Grubu’na bağlı 7. Ordu Komutanı olarak görev yaptığını hatırlatan Kurnaz Şahin, Liman von Sanders komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin İngiliz General Allenby karşısında büyük kayıplar yaşadığını ifade etti. Cephedeki askerî şartların son derece ağır olduğunu belirten Kurnaz Şahin, askerlerin çoğu zaman ayaklarına paçavra sararak mücadele ettiğini, subayların dahi ciddi teçhizat eksikliği yaşadığını kaydetti.

Mondros süreci ve Mustafa Kemal’in yaklaşımı

Osmanlı Devleti’nin savaşın son döneminde insan gücü bakımından da büyük sıkıntılar yaşadığını dile getiren Kurnaz Şahin, 6. Ordu Komutanı Halil Kut Paşa’nın yaveri Selahattin Yurtoğlu’nun hatıratına atıfta bulunarak, “Harbin sonlarına doğru Mehmetçikleri yaşla değil, kiloyla askere alıyorlardı. 45 kilo gelen herkes asker kabul ediliyordu” diye konuştu. Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı süreçte Mustafa Kemal Paşa’nın kritik bir görev üstlendiğini kaydeden Şahin, Liman von Sanders’in 30 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevini Mustafa Kemal Paşa’ya devrettiğini ifade etti.

Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın Mondros Mütarekesi öncesindeki siyasi gelişmeleri yakından takip ettiğini ve İstanbul’daki hükümet değişikliği sürecinde aktif rol almak istediğini belirtti. Enver, Talat ve Cemal Paşaların istifalarının ardından yeni hükümet arayışlarının başladığını ifade eden Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye Nazırlığını üstlenmek istediğini, böylece daha uygun şartlarda bir mütareke sağlanabileceğini düşündüğünü söyledi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Vahdettin’e gönderdiği telgrafta Rauf Bey, İsmail Canbulat ve Ali Fethi Okyar gibi isimlerle birlikte yeni hükümette görev almak istediğini aktardığını belirten Şahin, bu girişimin erken dönem direniş düşüncesinin önemli işaretlerinden biri olduğunu kaydetti. Mustafa Kemal Paşa’nın daha sonraki değerlendirmelerinde de Mondros Mütarekesi’nin ağır şartlarına dikkat çektiğini söyleyen Kurnaz Şahin,  “Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nazırı olsaydı mütareke şartlarını daha sıkı hale getirebilir, muğlak alanların ortaya çıkmasına izin vermeyebilirdi. Ancak bu kesin bir sonuç olarak değil, tarihsel bir ihtimal olarak ele alınmalıdır” dedi.

“Mustafa Kemal’in Harbiye Nazırlığı üzerine değerlendirmeler varsayımsal bir alan”

Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın hükümette görev alıp almamasına ilişkin tartışmaların tarihçiler arasında farklı şekillerde yorumlandığını ifade etti. Ahmet İzzet Paşa hükümeti kurulurken, padişah Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’nın kabinede yer almasına ilişkin yaklaşımının Cumhuriyet dönemi tarihçileri tarafından farklı biçimlerde değerlendirildiğini belirten Şahin, tüm bu yorumların ortak noktasının Mustafa Kemal Paşa’nın dönemin önemli askerî ve siyasi figürlerinden biri olarak görülmesi olduğunu söyledi.

Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a giderek Harbiye Nazırı olması ya da doğrudan Anadolu’ya geçmesi ihtimallerinin tarihsel açıdan kesin sonuçlarla değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, bunun varsayımsal bir alan olduğunu belirtti. Ancak Mustafa Kemal Paşa’nın özellikle mütareke öncesindeki dönemi son derece kritik gördüğünü vurgulayan Kurnaz Şahin, onun önceliğinin makamdan ziyade sürecin yönetimi ve millet adına faydalı olabilmek olduğunu söyledi.

 “Kilikya’da daha Mondros öncesi fiilî direniş altyapısı oluşturuldu”

İskenderun ve çevresindeki gelişmelere de değinen Kurnaz Şahin, İngilizlerin bölgedeki taleplerinin Osmanlı açısından ciddi bir stratejik tehdit oluşturduğunu ifade etti. Ahmet İzzet Paşa ile yapılan telgraf görüşmelerinde Mustafa Kemal Paşa’nın oldukça sert uyarılarda bulunduğunu belirten Kurnaz Şahin, M. Kemal Paşa’nın işgallerin genişleme ihtimalini önceden gördüğünü dile getirdi.

Mustafa Kemal Paşa’nın daha Mondros sonrası süreç başlamadan Kilikya bölgesinde fiilî direniş altyapısı oluşturmaya başladığını belirten Kurnaz Şahin, askerlerin jandarma birliklerine aktarılması, silah ve mühimmatın güvenli bölgelere taşınması ve stratejik hazırlıkların yapılmasının ileride başlayacak işgallere karşı önemli adımlar olduğunu ifade etti. İstanbul sürecinin ise yalnızca bir bekleme dönemi olmadığını vurgulayan Şahin, bu dönemin Millî Mücadele’nin kadro ve stratejisinin şekillendiği önemli bir hazırlık aşaması olduğunu söyledi.

“19 Mayıs sonrası Samsun’da yapılan tespitler gerçeği ortaya koydu”

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Altıntaş ise “19 Mayıs 1919 Sonrası Anadolu’daki Gelişmeler” başlıklı sunumunda Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışının ardından bölgede yaptığı tespitlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Altıntaş, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ulaştığında bölgede anlatılan bazı iddiaların gerçeği yansıtmadığını gördüğünü belirterek, Hristiyan halkın katledildiği yönündeki iddiaların aksine Müslüman Türk halkının Rum çetelerinin baskı ve saldırılarıyla karşı karşıya olduğunu tespit ettiğini söyledi. Bölgede Pontus Rum Devleti kurmaya yönelik girişimlerin bulunduğunu ifade eden Altıntaş, özellikle Trabzon ve çevresinde Mondros sonrasında oluşan otorite boşluğundan yararlanılmaya çalışıldığını kaydetti.

Mustafa Kemal Paşa’nın bölgedeki durumu doğrudan sahada gözlemlediğini belirten Altıntaş, Batum üzerinden Trabzon ve Samsun hattına nüfus ve silah sevkiyatının yapıldığını ifade etti. Mondros Mütarekesi gereğince silah ve mühimmatın İtilaf Devletleri’ne teslim edilmesi gerekirken, Anadolu’da bu silahların yeniden ele geçirilmesi için çeşitli çalışmalar yürütüldüğünü belirten Altıntaş, İpsiz Recep, Yahya Kaptan ve Topal Osman gibi isimlerin bu süreçte önemli rol oynadığını söyledi.

Altıntaş, Samsun’daki İngiliz varlığı nedeniyle Mustafa Kemal Paşa’nın kısa süre içerisinde Havza’ya geçtiğini ifade ederek, Anadolu halkının uzun savaş yılları nedeniyle büyük bir yorgunluk içerisinde olduğunu söyledi. Mustafa Kemal Paşa’nın bu süreçte halkın direniş ruhunu yeniden canlandırmaya çalıştığını belirten Altıntaş, Havza döneminin yalnızca yerel bir hareketlenme değil, aynı zamanda dış destek arayışlarının da başladığı bir süreç olduğunu dile getirdi.

İzmir’in işgaline karşı Anadolu’nun birçok yerinde yeterli tepki oluşmadığını gören Mustafa Kemal Paşa’nın kamuoyu oluşturmak amacıyla geniş çaplı bir kamu diplomasisi süreci başlattığını ifade eden Altıntaş, protestolar ve mitinglerle işgallerin kabul edilmeyeceğinin tüm dünyaya duyurulmaya çalışıldığını söyledi. Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak ve Kuvâ-yi Milliye cemiyetlerinin Anadolu’nun farklı bölgelerinde hızla örgütlenmeye başladığını belirten Altıntaş, Afyonkarahisar başta olmak üzere birçok şehirde düzenlenen mitinglerin Millî Mücadele’nin toplumsal tabanını güçlendirdiğini ifade etti.

“Erzurum ve Sivas Kongreleri milli iradenin güçlenmesini sağladı”

Amasya Genelgesi’nin Millî Mücadele açısından dönüm noktalarından biri olduğunu söyleyen Altıntaş, genelgede “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” anlayışının temel alındığını belirtti. İstanbul Hükümeti’nin görevini yerine getiremediğinin açık biçimde ortaya konulduğunu ifade eden Altıntaş, milli irade anlayışının ilk kez güçlü biçimde vurgulandığını söyledi.

Mustafa Kemal Paşa’nın kısa süre sonra İstanbul Hükümeti tarafından geri çağrıldığını belirten Altıntaş, artan baskılar üzerine Paşa’nın 7-8 Temmuz 1919’da askerlik görevinden istifa ederek “sine-i millete” döndüğünü ifade etti. Bu süreçte Kazım Karabekir Paşa’nın tarihi bir tavır ortaya koyduğunu belirten Altıntaş, İstanbul Hükümeti’nin Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanmasına yönelik talebine rağmen Karabekir’in bu emri uygulamadığını söyledi.

Erzurum Kongresi’nin Millî Mücadele’nin en kritik aşamalarından biri olduğunu belirten Altıntaş, burada milli irade anlayışının kurumsal bir yapıya dönüştüğünü ifade etti. Heyet-i Temsiliye’nin oluşturulmasıyla birlikte Anadolu’daki direniş hareketinin daha örgütlü hale geldiğini kaydeden Altıntaş, “Vatan bir bütündür, parçalanamaz” anlayışının açık şekilde ortaya konulduğunu söyledi.

Erzurum’dan Sivas’a geçiş sürecinin Milli Mücadele’nin en zorlu dönemlerinden biri olduğunu kaydeden Altıntaş,  “Mustafa Kemal ve beraberindeki heyetin yol boyunca tehditlerle karşı karşıya kaldı. Özellikle Tunceli bölgesinden geçiş sırasında saldırı ve suikast ihtimalleri sürekli gündemdeydi. Süreçte ciddi maddi imkânsızlıkların yaşandı. O dönemde para yoktu. Erzurumlu bir binbaşının kendi emekli ikramiyesini vererek Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Sivas’a geçmesini sağladığını biliyoruz” dedi.

“Sivas Kongresi Milli Mücadele’nin yönünü belirleyen en önemli aşamadır”

Altıntaş, Sivas Kongresi’nin Milli Mücadele’nin yönünü belirleyen en önemli aşamalardan biri olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi’nde alınan kararların Sivas’ta da kabul edildiğini belirten Altıntaş, burada özellikle manda ve himaye konusunun kesin bir şekilde netleştirildiğini ifade etti.

Altıntaş, “Sivas Kongresi’nde tam istiklal anlayışı ön plana çıktı. Herhangi bir emperyal devletin desteğiyle bağımsızlık mücadelesi yürütülemeyeceği düşüncesi burada kesinlik kazandı” dedi. Sivas Kongresi’nin yalnızca bölgesel değil, tüm Anadolu’yu kapsayan bir yapı oluşturduğunu vurgulayan Altıntaş, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak ve İstanbul gibi birçok şehirden temsilcilerin kongreye katıldığını, buna karşılık bazı vilayetlerin temsilci göndermediğini söyledi. Altıntaş, bu durumun o dönemde Anadolu’da padişah yanlıları ile Kuvâ-yi Milliye yanlıları arasındaki ayrışmayı açık şekilde ortaya koyduğunu ifade etti.

“Silahlı direniş zamanla siyasi yapıya dönüştü”

Millî Mücadele sürecinde Mustafa Kemal Paşa’nın en çok önem verdiği konulardan birinin meşruiyet olduğunu ifade eden Altıntaş, silahlı direnişin zamanla siyasi bir yapıya dönüştüğünü söyledi. Misak-ı Milli kararlarının yalnızca sınırları değil, aynı zamanda bağımsızlık ve milli egemenlik anlayışını da ortaya koyduğunu belirten Altıntaş, bu kararların Cumhuriyet’in siyasi temelini oluşturduğunu ifade etti.

İtilaf Devletleri’nin Misak-ı Milli kararlarından büyük rahatsızlık duyduğunu belirten Altıntaş, 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesiyle Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erdiğini söyledi. Bunun ardından Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’da yeni bir meclis kurulması çağrısı yaptığını ifade eden Altıntaş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla milli egemenliğe dayalı yeni bir dönemin başladığını kaydetti.

Büyük Millet Meclisi’nin hem yasama hem yürütme görevini üstlendiğini belirten Altıntaş, Milli Mücadele sürecinin İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz zaferleriyle başarıya ulaştığını ifade etti. Sürecin 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu, 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılması ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla tamamlandığını belirten Altıntaş, konuşmasının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehit ve gazileri rahmet ve minnetle andı.

Panel, soru-cevap bölümünün ardından teşekkür belgelerinin takdim edilmesiyle sona erdi.

18 Mayıs 2026, Pazartesi 20 kez görüntülendi