Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Üniversiteli Akademik Kültür Topluluğu (ÜNİAK) tarafından “Kut’ül Amare Zaferi: 1. Cihan Harbi’nde Irak Cephesi” konulu konferans düzenlendi.
Erdal Akar Konferans Salonunda Eski Orman ve Su İşleri Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Irak Özel Temsilcisi Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun konuşmacı olarak yer aldığı konferansa; AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Âdem Aslan, AKÜ Rektör Yardımcıları; Prof. Dr. Şuayıp Özdemir ve Prof. Dr. Murat Peker, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Koçak, AK Parti İl Gençlik Kolları Başkanı Mehmet Emin İntepe, AK Parti Afyonkarahisar Kadın Kolları Başkanı Hülya Kalaycı, AK Parti Afyonkarahisar İl Başkan Yardımcısı Mehmet Yaşar Öndüç, ÜNİAK Başkanı Yusuf Öztürk ile birlikte akademik personel ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ile İstiklal Marşı ile başlayan program; Kur’an-ı Kerim tilaveti ile devam etti. ÜNİAK Başkanı Yusuf Öztürk’ün selamlama konuşmasının ardından AK Parti İl Gençlik Kolları Başkanı Mehmet Emin İntepe, Kut’ül Amare Zaferi’nin, tarihî akışı değiştiren büyük bir askerî başarı olmanın ötesinde, yokluklar içinde dahi teslim olmayan bir iradenin ve sarsılmayan bir imanın en açık göstergesi olduğunu söyledi.
“Birinci Cihan Harbi, temelde bir paylaşım savaşıydı”
AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş ise tarihi bilmenin önemine değindi. Karakaş, “Tarih bilincine sahip olmak çok daha önemlidir. Günümüzü ve yaşadığımız dönemi bilmek, tanımak ve farkında olarak yaşamak da büyük bir gerekliliktir. Fakat günümüzü farkındalık içinde yaşayabilmek için geçmişi bilmemiz ve geçmişten ders çıkarmamız gerekir” dedi. Birinci Cihan Harbi’nin temelde bir paylaşım savaşı olduğunu kaydeden Karakaş, şunları söyledi:
“Batı’nın, Osmanlı İmparatorluğu’nu dünya egemenliği önündeki en büyük engellerden biri olarak görmesi ve bu engeli ortadan kaldırmak istemesi, Birinci Dünya Savaşı’nın temel sebeplerinden biridir. Bu büyük savaş içerisinde birçok önemli cephe bulunmaktadır. Bunlardan biri hepimizin bildiği Çanakkale Cephesi’dir ve bu cephe büyük bir zaferle sonuçlanmıştır. Ancak bir başka önemli zafer daha vardır ki çoğu zaman yeterince bilinmez. İşte bugün burada o zaferi konu edineceğiz. 1916 yılında Irak Cephesi’nde kazanılan ve Kut’ül Amare Zaferi olarak bilinen bu başarı; İngilizlere büyük kayıpların verdirildiği, yoklukların ve zorlukların yaşandığı bir dönemde elde edilmiştir. Bu zaferin, aynı zamanda İngilizlerin en güçlü olduğu kabul edilen bir süreçte kazanılmış olması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Bu başarı, milletimizin en zor şartlar altında dahi güçlü bir ruhla yeniden ayağa kalkabildiğinin ve direniş iradesini ortaya koyabildiğinin önemli bir örneğidir. Bu yönüyle, tarihimizdeki birçok dönüm noktası gibi, 15 Temmuz gecesinde ortaya konulan milli duruşla da benzerlik göstermektedir.”
“Kut’ül Amare, tarihimiz açısından son derece önemli bir zafer”
Açış konuşmalarının ardından Eski Orman ve Su İşleri Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Irak Özel Temsilcisi Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun “Kut’ül Amare Zaferi: 1. Cihan Harbi’nde Irak Cephesi” konulu konferansına geçildi. Kut’ül Amare Zaferi’ni kutlayan Eroğlu, bu büyük başarının uzun yıllar unutturulduğunu belirterek “29 Nisan 1916 tarihinden itibaren belli dönemlerde ‘Kut Bayramı’ veya ‘Kut Zaferi’ olarak kutlanan bu tarihi gün; ne yazık ki daha sonraki yıllarda, ‘İngiliz dostlarımızı gücendirmeyelim’ anlayışıyla göz ardı edilmiştir” diye konuştu.
“Irak Padişah Kanuni Sultan Süleyman döneminde fethedildi”
Irak’ın, Kanuni Sultan Süleyman zamanında gerçekleştirilen “Irakeyn Seferi” ile 1534 yılında Osmanlı topraklarına katıldığını belirten Eroğlu, “Kanuni, Bağdat’a girerek imar ve iskân faaliyetlerine önem vermiş, şehirde yeniden bir düzen kurulmasını sağlamıştır. Ancak bu hâkimiyet sürecinde zaman zaman kesintiler yaşanmıştır. 1623–1638 yılları arasında yaşanan Safevi işgalinin ardından, IV. Murat’ın Bağdat Seferi ile şehir yeniden Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile de bölgedeki sınırlar büyük ölçüde netleşmiş ve uzun süreli bir denge sağlanmıştır” dedi.
Osmanlı Devleti’nin 1. Cihan Harbi’ne giriş nedenlerini anlatan Eroğlu, şunları söyledi:
Osmanlı Devleti’ni zayıflatmaya yönelik iç ve dış müdahalelerin yoğunlaştığı süreçte; İngiltere ve Fransa’nın rekabeti, devletin kaderini derinden etkilemiştir. Bu dönemde siyasi aktör olarak öne çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin lider kadrosu (Enver, Talat ve Cemal paşalar), savaşın kaçınılmaz olduğu öngörüsüyle Almanya ile gizli bir ittifaka yönelmiştir. Meclis ve Sadrazamın tam bilgisi dışında yürütülen bu süreçte; İngiliz donanmasından kaçan Alman gemileri Goeben ve Breslau’nun Çanakkale’den geçişine izin verilmiştir. Kamuoyuna satın alındığı duyurularak Yavuz ve Midilli isimleri verilen bu gemiler, Amiral Souchon komutasındaki Alman mürettebatıyla Karadeniz’e açılmıştır. Rus limanlarının bombalanmasıyla sonuçlanan bu hamle, Osmanlı Devleti’ni fiilen ve geri dönülemez şekilde Birinci Dünya Savaşı’na dahil etmiştir.
“Sultan II. Abdülhamid döneminde Irak’ta petrol varlığına dair tespitler yapıldı”
Irak Cephesi’nin stratejik ve ekonomik önemini değerlendiren Eroğlu, Sultan II. Abdülhamid döneminde bölgedeki petrol varlığının tespit edildiğini ve korunması için adımlar atıldığını ifade etti. Başta İngiltere olmak üzere büyük güçlerin temel amacının, Hindistan yolunu güvenceye almak ve enerji kaynaklarını kontrol etmek olduğunu belirten Eroğlu, bu durumun Irak’ın jeopolitik değerini artırdığını dile getirdi. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte İngilizlerin Fav Yarımadası’ndan başlattığı işgal sürecine değinen Eroğlu, şu bilgileri paylaştı:
“İngilizlerin ana hedefi, kuzeye ilerleyerek Bağdat’ı ele geçirmek ve Mezopotamya’da hâkimiyet kurmaktır. Osmanlı kuvvetlerinin ilk direnişinde Süleyman Askerî Bey kritik bir rol üstlenmiş; ancak yaşanan başarısızlıklar ve ağır kayıplar sonucunda hayatını kaybetmiştir. Bu gelişmenin ardından İngilizler, General Townshend komutasında Bağdat yönündeki ilerleyişini sürdürmüştür.”
“Kut’ül Amare’de 147 gün süren kuşatma”
Selman-ı Pak (Ctesiphon) Muharebeleri ile İngiliz ilerleyişinin durdurulduğunu ve cephede dengenin sağlandığını belirten Eroğlu, süreci şöyle özetledi:
“Bu başarının ardından geri çekilen İngiliz kuvvetlerinin Kut’ül Amare kasabasında kuşatılmasıyla tarihi zaferin süreci başlamıştır. Goltz Paşa’nın genel idaresinde; Halil (Kut) Paşa ve Ali İhsan Sabis Paşa’nın sahadaki etkin komutasıyla yürütülen kuşatma 147 gün sürmüştür. Ağır şartlar ve ikmal sorunlarıyla boğuşan İngilizlerin yardım girişimleri de engellenince, General Townshend ve yaklaşık 13 bin asker teslim olmuştur. Çanakkale’den sonraki en büyük askerî başarı olan bu zafer, İngiliz kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. Kut’ül Amare; en zor şartlarda bile inanç ve fedakârlıkla neleri başarabileceğimizin kanıtıdır. Ancak tarihi sadece zaferlerle değil, ders çıkarılması gereken tüm yönleriyle okumak, imparatorluğun genel gidişatını anlamak açısından kritiktir.”
1920 yılında San Remo Konferansı’nın düzenlendiğini, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Basra, Halep gibi Arap vilayetleri parçalandığını ve yeni siyasi yapılar ortaya çıktığını ifade eden Eroğlu, “İngiltere ve Fransa’nın etkin olduğu bu düzenlemelerle, bölgenin siyasi haritası yeniden şekillendirilmiştir. Bu dönemde Gertrude Bell gibi isimlerin de etkili olduğu İngiliz idaresi, sınırların çizilmesinde ve yeni yönetimlerin kurulmasında rol oynamıştır. Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal, 1921 yılında Irak kralı ilan edilmiştir. Ancak fiilî yönetim büyük ölçüde İngilizlerin kontrolünde kalmaya devam etmiştir” dedi.
Konferans soru-cevap bölümünün ardından plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Konferans öncesi ise Eski Orman ve Su İşleri Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Irak Özel Temsilcisi Prof. Dr. Veysel Eroğlu, AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş’ı makamında ziyaret etti.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |























